Yeryüzündeki Diller – Dil Aileleri

Yeryüzündeki Diller – Dil Aileleri çalışma sorusunun cevabı, ödevlerinize yardımcı olmak ve Okul zamanı boyunca başarılı olmanız için cevapgo.com tarafından hazırlandı.

YERYÜZÜNDEKİ DİLLER

Bu güçlük yeryüzünün daha yeterince tanınmamış olan bölgelerinde işlenip incelenmemiş veya henüz bir yazı dili durumuna gelememiş birtakım dillerin varlığından ileri gelmektedir. Bunun yanında bir dile veya dil ailesine bağlılığı henüz kesinleşmemiş bulunan diller de vardır. Bununla birlikte dil bilimi alanında yapılan çeşitli tespit ve sayımlara göre dünyada ölü veya yaşayan 3000’in üzerinde dil bulunmaktadır.(Korkmaz, Türk Dili ve Kompozisyon Bilgileri)

Hıfzı Topuz, dünya dillerinin sayısı ve kimi dillerin yok oluşu ile ilgili olarak şunları yazıyor: “Unesco’nun yaptığı bir araştırmaya göre bugün dünyada konuşulan dillerin sayısı 6000’in üstünde. Bunların bazıları yavaş yavaş yok oluyor. Ortalama her yıl on dil tarihe karışıyor. Yani yaklaşık olarak her ay bir dil unutuluyor. Bir dilin yaşayabilmesi için en az yüz bin kişinin o dili konuşması gerek. Bugün konuşulan 6000 dilin yarısını ancak elli biner kişi konuştuğu için bunların yaşamı tehlikede. Dillerin ölümü yeni bir olay değil. Dil uzmanlarına göre dünyada gelmiş geçmiş dillerin sayısı beş yüz binmiş. Ama kimi uzmanlar bu sayıyı çok abartılı buluyor ve dil sayısının otuz bini geçmediğini ileri sürüyorlar…” (Çotuksöken, Uygulamalı Türk Dili)

Konuşmanın ve dilin nasıl doğmuş olduğu hususu da bugün dil bilimcilerin üzerinde durdukları konulardan biridir. Bu konuda birbirinden farklı görüşlere yer veren çeşitli teoriler ortaya atılmıştır. Bunlar arasında, bütün dünya dillerinin aslında tek bir dilden kaynaklandığı görüşünü ileri süren teoriler bulunduğu gibi, bu görüşü benimsemeyen dil bilimciler de vardır ve çokluktadır. Bazı dil bilimcilere göre, dil ve dili oluşturan öğeler, insanın doğadaki sesleri taklidinden doğmuştur. Çeşitli dillerdeki havlamak, gürlemek, kükremek, çatırdamak, gümbürdemek, şırıldamak gibi ses taklidi öğelerin gözden geçirilmesi, bu görüşü geçerli kılmaktadır. Bunun yanında dilin doğuşunu, insanların çeşitli olaylar karşısında gösterdikleri beden ve ruh tepkisiyle çıkardıkları önlemlere bağlayanlar da vardır. Bazı bilginler ise dilin doğuşuna ortaklaşa çalışmalar ve birlikte iş görmeler sırasında çıkarılan ritmik seslerin temel oluşturduğunu ileri sürmüşlerdir. Dilin kökeni konusunda bunlara daha birçok görüş eklenebilir. Belki dilin oluşmasında bu görüşlerden her birinin bir dereceye kadar etkisi olmuştur. Yalnız bütün bu görüşlerin bugün için daha birer varsayımdan öteye geçemediklerini ve kapsamlı görüşler olmadıkları için pek çok itirazla karşı karşıya bulunduklarını da unutmamak gerekir. Bu sorunların çözüme götürülebilmesi herhalde insanlık tarihinin en eski evrelerinin aydınlanmasından sonra mümkün olabilecektir. Kuşaktan kuşağa aktarılarak ve değişip gelişerek günümüze kadar uzana gelen dillerin binlerce ve belki de yüz binlerce yıllık geçmişleri vardır. Fakat elimizde en eski medeniyetleri kurmuş olan insanların dillerinden bugüne gelebilmiş belgeler bulunmadığından bizim dilin ilk şekilleri ve en eski diller hakkında hemen hemen hiç bilgimiz yok gibidir. Elimizdeki en eski yazılı belgeler bile insanlık tarihinin ancak yakın bir evresini aydınlatabilecek durumdadır. Söz gelişi eldeki en eski yazılı belgeler niteliğini taşıyan Sümerce metinler bile bundan ancak 5500 yıl öncesine kadar uzanabiliyor. Türkçenin en eski ürünleri ise VII.-VIII. yüzyıllara ve tarihsiz metinlere göre de ancak V.-VI. yüzyıllara kadar götürülebiliyor. Oysa yapılan en son araştırmalar ilk insanların bundan bir milyon yıl kadar önce yaşadıklarını ortaya koymaktadır.

Aslında hangi şekilde oluşmuş olursa olsun bugün yeryüzünde konuşulan dillerin hepsi de az çok gelişmiş birer sistem halindedir. Yaşayan dillerin birbirleri ve bilinen en eski diller ile karşılaştırılmasından anlaşılmıştır ki bugünkü dünya dilleri az sayıda birtakım eski ana dillerin zamanla farklılaşarak dallanmasından ortaya çıkmıştır. Aynı ana dilden gelen diller birbiri ile akraba sayılmış ve dil ailelerini oluşturmuştur. Burada önce dil akrabalığı ve dil ailesi terimleri üzerinde durmak gerekiyor. (Korkmaz, Türk Dili ve Kompozisyon Bilgileri)

    Dil akrabalığı, dillerin ses dizgesi, biçim, yapı, sözdizimi bakımından kesinliği ortaya çıkan ilişkileri, yakınlıkları sonucunda beliren bağlılıklardır. Dil akrabalığını ortaya koyan ilişkiler arasında özellikle biçim ve yapı yakınlıkları önemlidir. Ayrıca söz hazinesi arasındaki benzerlikler de değerlidir; etimolojileri, tarihsel gelişmeleri aydınlık olan öğeler, akrabalık için sağlam dayanaklar, tanıklar durumundadır. Dil akrabalığı, akraba dilleri konuşan ulusların aynı soydan geldikleri anlamında değildir. Aynı soydan gelen ve dilleri akraba olan uluslar bulunmakla birlikte ırk bakımından birbiriyle hiçbir ilişkisi olmayan ancak aralarında kültür ilişkisi, kültür bağları görülen uluslar da vardır (Hint-Avrupa dil ailesinden dillerin birçok ulusta konuşulduğu gibi).

Dil ailesi, yukarıda değindiğimiz bakımlardan birbiriyle akrabalığı olan, bir bölümü –Fransızca, Romence gibi dillerin Latinceden türeyişi gibi- birbirinden türemiş bulunan ve zamanla başkalaşan dillerin bağlı olduğu ailedir. Ancak kesinlikle aydınlanan ilişkilerin, bağların varlığı, bu tür dillerin kurduğu topluluğa aile adını vermemize sebeptir (Hint-Avrupa dil ailesi, İbranice ile Arapçanın içinde bulunduğu Hami-Sami dil ailesi gibi).

Bugün yeryüzünde hangi dil aile ya da grubuna bağlanabileceği belli olmayan diller arasında Avrupa’da, Fransa ile İspanya arasında Fransız topraklarında konuşulan Bask dili de vardır. (Aksan, Her Yönüyle Dil)



İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*